
Yeni bir özellik geliştirdiniz, kullanıcı testlerinden geçirdiniz, metriklerinizi belirlediniz ve "Bu kesinlikle işe yarayacak" diye düşünüyorsunuz. Sonra canlıya alıyorsunuz ve... hiçbir şey olmuyor. Hatta bazen daha da kötüsü, metriklerde düşüş görüyorsunuz. Bu durumda kendinize "Acaba yanlış bir şey mi yaptım?" diye soruyorsanız, aslında çok doğal bir süreci yaşıyorsunuz.
Her hipotezin başarısız olması normaldir ve bu durum ürün geliştirme sürecinin doğal bir parçasıdır. Önemli olan, bu başarısızlıkları öğrenme fırsatına dönüştürmek ve sürekli deneyim yapmaya devam etmektir.
Netflix'in kendi iç verilerinde paylaştığı %10'luk başarı oranı, sektörde oldukça gerçekçi bir rakam olarak kabul ediliyor. Bu demek oluyor ki, geliştirdikleri her 10 özellikten sadece 1 tanesi gerçekten istenen etkiyi yaratıyor.
Bu rakam ilk başta cesaret kırıcı görünebilir. Ancak bu durum, ürün geliştirmenin doğasında var olan belirsizlikten kaynaklanıyor. Kullanıcı davranışlarını tamamen öngörmek mümkün değil ve pazardaki değişkenler sürekli hareket halinde.
Her deneme, bir öğrenme fırsatı sunuyor. Başarısız olan hipotezler, kullanıcılarınız hakkında değerli bilgiler veriyor ve sizi doğru yöne yönlendiriyor.
Bir hipotez başarısız olduğunda, arama süreci başlıyor. "Neden olmadı?" sorusu, yeni hipotezlerin doğmasına neden oluyor. Bu döngü hiç bitmiyor çünkü kullanıcı ihtiyaçları, pazar koşulları ve teknolojik imkanlar sürekli değişiyor.
Bu sürekli arama halinin aslında ürün geliştirmenin en keyifli yanı olduğunu söylemek mümkün. Sürekli iyileştirme, büyütme ve geliştirme çabası, yaratıcılığı tetikliyor ve takımları dinamik tutuyor.
Her başarısızlık, sonraki denemelerin daha bilinçli olmasını sağlıyor. Bu anlamda başarısızlık, uzun vadeli başarının bir parçası haline geliyor.
Başarısız hipotezlerle karşılaştığınızda, öncelikle panik yapmayın. Bu durumu sistematik olarak analiz etmek için şu adımları izleyebilirsiniz:
Verilerinizi derinlemesine inceleyin. Hangi kullanıcı segmentlerinde nasıl tepkiler aldınız? Beklediğiniz davranış hiç gerçekleşmedi mi yoksa beklenenden az mı gerçekleşti?
Kullanıcı geri bildirimlerini toplayın. Özelliği fark ettiler mi? Anladılar mı? Kullanmaya çalıştılar mı? Bu sorular, başarısızlığın nedenini anlamak için kritik.
Hipotezinizi yeniden gözden geçirin. Belki problem doğru tanımlandı ama çözüm yanlıştı. Belki de problemin kendisi yanlış tanımlanmıştı.
Tech dünyasında sayısız örnek var bu duruma. Instagram'ın ilk versiyonu Burbn adında bir check-in uygulamasıydı ve başarısız oldu. Ancak bu başarısızlık, sadece fotoğraf paylaşımına odaklanma kararını doğurdu.
Airbnb'in kurucu ekibi, ilk dönemlerinde kullanıcıların neden platforma gelmediğini anlamak için kapı kapı dolaştı. Sayısız başarısız deneme sonrası, bugünkü başarılı model ortaya çıktı.
Bu örnekler gösteriyor ki, başarısızlık sadece o anki projeyi değil, gelecekteki tüm yaklaşımı şekillendiren değerli bir kaynak.
Başarısız hipotez sayısını nasıl azaltabiliriz?
Kullanıcı araştırması yaparak ve daha küçük testlerle başlayarak başarı oranını artırabilirsiniz. Ancak %100 başarı beklemek gerçekçi değil.
Ne kadar süre beklemeliyiz sonuç almak için?
Bu, ürününüze ve metriğinize bağlı. Ancak çok erken karar vermek kadar, çok geç karar vermek de zararlı olabilir.
Başarısızlık takımın moralini bozuyor, ne yapmalıyız?
Başarısızlığı öğrenme fırsatı olarak konumlandırın ve küçük kazanımları kutlayın. Her test, bir adım ileriye götürüyor.
Her başarısız hipotez, aslında başarıya giden yolda bir adım. Netflix'in %10'luk başarı oranı bile, onları dünyanın en başarılı streaming platformu yapmaya yetti. Çünkü o %10'luk başarılı hipotezler, gerçekten büyük etkiler yarattı.
Önemli olan, her denemeden bir şeyler öğrenmek ve sürekli ilerlemeye odaklanmak. Çünkü ürün geliştirmede mükemmel hipotez diye bir şey yok – sadece sürekli öğrenen ve gelişen hipotezler var.
Örneğin işte Netflix'te %10 gibi bir oran kendileri lans ettiler. Çünkü bir hipotez kuruyorsunuz. Bunu yaparsam bu olacak. Olmuyor. Demek ki başka bir şey denemeniz gerekiyor. Onu istediğiniz noktaya çıkartmak için. Hatta yine çok gerçekçi olmayabilir bu sayılar. Nasıl toplandı bu veriler? Kim tarafından toplandı? Nasıl verdi bilmiyorum ama Hani kabaca buradaki mesaj, yani bu slide'daki mesaj aslında şu. Her hipoteziniz başarılı olmayacak ve bu çok doğal bir şey. Yani şunu iyileştirmek istiyorum, o yüzden bunu yapalım dediğiniz her şey istediğiniz metriyi iyileştirmeyecek. O yüzden başka bir şey arayacaksınız. Bu arama da hiç bitmeyecek. Bu işin doğasında var. Bu işin zaten keyifli kısmı yani işe keyif katan kısmı benim de en çok zamanında keyif aldığım nokta. Bir şeyleri iyileştirmek, büyütmek, çoğaltmak, müşteriyi vs. istiyoruz. Bir şeyler deniyoruz. Bazen oluyor, bazen olmuyor. Olmadığı zaman da o da bir learning yani. Bir şey öğrenmiş oluyoruz. Kafayı örüyoruz. Niye olmadı peki? Müşterinin gerçekten buna ihtiyacı mı yoktu ya da anlamadı mı, görmedi mi? O durumu anlamlandırmaya çalışıyoruz.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.