
Yapay zekayla çalışmaya başladığınız ilk haftalarda muhtemelen siz de fark etmişsinizdir: Basit bir prompt yazıyorsunuz, karşınıza beklediğinizden çok daha iyi bir sonuç çıkıyor ve içinizden bir ses "bir de şunu ekletsem?" diyor. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Tam o an, aslında yapmanız gereken işten uzaklaşmaya başladığınızı fark etmiyorsunuz. Bu yazı, tam da o görünmez kaymanın hikâyesi.
Kısaca söylemek gerekirse: Yapay zeka, ürettiği hızlı sonuçlar yüzünden kullanıcısını sürekli "bir tık daha" denemeye iten bir döngü yaratıyor. Bu döngü, başlangıçta üretkenlik gibi görünse de zamanla asıl işin önüne geçen, hayallere dalmaya benzeyen bir verimsizliğe dönüşebiliyor. Mesele aracın kendisi değil, onunla kurduğumuz ilişkinin farkında olup olmadığımız.
Yapay zekayla çalışırken yaşanan en sinsi şey, geri dönüşün hızı ve etkisi. Bir şey yazıyorsunuz, karşınıza bir sonuç çıkıyor ve istemsizce "aa" diyorsunuz. İşte o "aa" anı, aslında bir tür ödül sinyali. Beyin bunu kaydediyor ve daha fazlasını istemeye başlıyor.
Bu his, küçük bir Excel uygulamasını bir anda kapsamlı bir projeye dönüştürebiliyor. Önce sadece bir hesaplama için yardım alıyorsunuz, sonra "buna bir arayüz (interface) eklesem?" diyorsunuz, ardından "şurasını biraz süslesem, burasını otomatize (automate) etsem?" Asıl iş çoktan bitmiş olabilir; ama siz hâlâ üzerine bir şeyler eklemeye devam edersiniz. Çünkü yapay zeka, her eklemenizde size yeni bir "aa" anı sunma sözü veriyor.
İşin tuhaf yanı, bu süreç dışarıdan üretken görünüyor. Sürekli bir şey yapıyorsunuz, sürekli bir çıktı (output) alıyorsunuz, sürekli yeni bir versiyon var. Ama bu hareketliliğin altında, asıl yapmanız gereken işi erteleme hatta kilitleme riski yatıyor.
İki, iki buçuk yıllık bir yapay zeka deneyiminden çıkan ders şu: Araç sizi büyülediği anda, üretkenlik hissi gerçek üretkenliğin önüne geçiyor. Aslında bitirmeniz gereken bir tasarım, bir doküman ya da bir karar varken; siz hâlâ küçük detaylarla, gereksiz arayüzlerle, aslında kimsenin sizden istemediği iyileştirmelerle vakit geçiriyor olabiliyorsunuz. İşte bu nokta, yapay zekanın en tehlikeli olduğu nokta.
İşi daha da zorlaştıran bir başka katman var: Sahnenin sürekli değişmesi. Her gün yeni bir tool, yeni bir model, yeni bir özellik (feature) çıkıyor. Bir tanesini öğrenmeye çalışırken, bir başkası gündeme düşüyor ve siz kendinizi sürekli "acaba bunu da denesem mi?" sorusuyla baş başa buluyorsunuz.
Bu hız, hayallere dalma eğilimini besleyen ikinci bir kaynak. Çünkü her yeni araç, yeni bir "aa" anı vaat ediyor. Tasarımcı, ürün yöneticisi (product manager) ya da UX'çi olarak, bu akışın içinde bir noktadan sonra ne öğrenmeniz gerektiğine değil, ne öğrenmenizin sizi heyecanlandırdığına göre karar vermeye başlayabiliyorsunuz. Bu da yön duygusunu yavaş yavaş aşındırıyor.
Peki bu durumda ne yapmalı? Buradaki anahtar kelime, düşünen insan olarak ayık kalmak. Yapay zekayla çalışırken, aracın size sunduğu olasılıkların değil; sizin başta belirlediğiniz hedefin peşinden gitmek gerekiyor.
Bunu pratiğe dökmek için işe başlamadan önce kendinize birkaç basit soru sorabilirsiniz:
Bir diğer pratik yaklaşım, kendinize zaman sınırı koymak. Bir prompt zincirine girdiğinizde, kaç dakikadır o işin üzerinde olduğunuzu görmek bile, hayallere dalmayı kıran küçük bir uyandırıcı olabiliyor. Yeni bir tool gördüğünüzde de aynı disiplini uygulayabilirsiniz: "Bu araç şu an çözmem gereken bir problemi mi çözüyor, yoksa sadece ilgimi mi çekiyor?"
Bu anlattıklarımız soyut değil. Çok somut bir örnekle düşünelim: Diyelim ki Excel üzerinde küçük bir uygulama yapıyorsunuz. İş aslında birkaç formülle bitmek üzere. Tam o sırada "buna bir arayüz eklesem fena olmaz" diyorsunuz. Yapay zeka size hızlıca bir taslak veriyor. Sonra "renkleri biraz daha şey yapayım", ardından "şurada bir otomasyon olsa harika olur" diye devam ediyorsunuz.
Birkaç saat sonra ortaya çıkan şey, başlangıçtaki ihtiyacın çok ötesinde, kimsenin sizden istemediği bir mini-üründür. İşin trajik yanı, asıl teslim etmeniz gereken çıktı hâlâ ortada olabilir. Bu hikâye, yapay zekayla çalışan neredeyse herkesin bir versiyonunu yaşadığı türden bir hikâye ve farkına varmak, ondan çıkmanın ilk adımı.
Yapay zekayla hayallere dalmak gerçekten bir bağımlılık mı?
Burada klinik anlamda bir bağımlılıktan değil; aracın sunduğu hızlı geri bildirimin yarattığı bir tür çekim gücünden bahsediyoruz. Her prompt karşılığında etkileyici bir sonuç almak, insanı doğal olarak daha fazlasını istemeye yönlendiriyor ve bu da verimsizliğe yol açabiliyor.
Bu durum en çok kimleri etkiliyor?
Tasarımcılar, UX designer'lar, ürün yöneticileri ve yapay zeka üzerine çalışan herkes bu eğilime açık. Çünkü bu rollerin doğasında zaten "daha iyi olabilir mi?" sorusu var ve yapay zeka bu soruyu sonsuz şekilde besleyebiliyor.
Yeni tool'ları takip etmeyi tamamen bırakmalı mıyız?
Hayır, ama her yeni tool'u denemek zorunda olmadığınızı hatırlamak gerekiyor. Seçici olmak, sizin probleminize değen araçlara odaklanmak ve gerisini bilinçli bir uzaklıkta tutmak, hem zaman hem de zihinsel enerji açısından çok daha sağlıklı.
Nereden anlarım, bir işte gereğinden fazla zaman harcadığımı?
Başladığınız işin kapsamıyla, şu an üzerinde çalıştığınız şeyin kapsamı arasındaki farka bakın. Eğer arada büyük bir uçurum varsa ve bu uçurumu yapay zekanın önerileri doldurduysa, büyük ihtimalle hayallere dalmış olabilirsiniz.
Yapay zekanın asıl gücü, size ne yapabileceğinizi göstermesinde. Asıl tehlikesi de tam olarak burada başlıyor: Yapabileceğiniz her şeyi göstermesi, yapmanız gerekeni unutturabiliyor. Bu yüzden mesele aracı bırakmak değil; onunla çalışırken kendi yönünüzü kaybetmemek.
Brick Institute olarak şuna inanıyoruz: Yapay zekayla iyi ilişki kuran tasarımcı, ürün yöneticisi ya da UX'çi, en yeni tool'u en hızlı deneyen değil; ne zaman durması gerektiğini bilen kişi. "Aa" anlarının tadını çıkarın, ama her "aa"nın peşinden gitmek zorunda olmadığınızı da unutmayın. Ayık kalmak, bu yeni dönemde belki de en değerli tasarım becerisi.
Ya da eğitimi aslında kimse dinlemiyor. Herkes bilgisayarları, telefonları açtı, kenara bıraktı. Böyle bir denklemde. Hocam müsaade varsa ben... Estağfurullah. ...tecrübemi şey yapmak istiyorum. Yani sizin söylediğiniz... Sesin geliyor değil mi bu arada? Tabii geliyor geliyor. Gayet net. Sıkıntı yok. Sizin dediğiniz yapay zekayla çok böyle hani hayallere dalmak, biraz daha şunu yapayım, biraz daha ara yüz ekleyeyim, biraz daha işte şunu otomatize edeyim, bunu yaptırayım şeyine insan düşebiliyor.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.