
Her ürün yöneticisinin tanıdık bir anı vardır: Gün ortasında bir mesaj düşer, "Çok acil, patrondan geldi, hadi yapalım" denir ve o anda dikkatle kurguladığınız yol haritası (roadmap) sarsılır gibi olur. Bu soruyu sormanızın sebebi muhtemelen budur; yukarıdan gelen taleplerle ekibinizin odağını ve önceliklerini nasıl koruyacağınızı arıyorsunuzdur. Mesele yalnızca "hayır" demeyi öğrenmek değil, o talebin gerçekten ne anlama geldiğini doğru okuyabilmektir.
Kısaca söylemek gerekirse: Acil görünen her talep gerçekten öncelikli değildir. Ürününüzü hem teknik hem iş (business) tarafıyla yakından tanıyorsanız, gelen talebin sizin yapacaklarınız listesindeki (to-do) hangi işin yerine geçmesi gerektiğini sakin bir şekilde masaya yatırabilirsiniz. Asıl iş, talebi reddetmek değil; onu görünür bir tercih meselesine dönüştürmektir.
Bir talebin öncelikli olup olmadığını değerlendirebilmek için önce kendi ürününüzün önceliklerini bilmeniz gerekir. Bu kulağa basit gelse de pratikte çok atlanan bir noktadır. Ürün yöneticisi olarak verinin peşinden gitmiyorsanız, ürününüzün hangi noktasının nefes aldığını, hangi noktasının tıkandığını bilmiyorsanız, dışarıdan gelen her talebi eşit ağırlıkta görmek zorunda kalırsınız.
Ürünü tanımanın iki ayağı vardır:
Bu iki tarafı birlikte okuyabildiğinizde, "Bunu yapalım mı?" sorusunun cevabı artık duygusal değil, kanıta dayalı hale gelir. Ve bu kanıt, hem geliştirme ekibinizle hem de diğer paydaşlarla kurduğunuz iletişimin zeminini oluşturur.
Diyelim ki yapacaklar listeniz dolu ve size yeni bir talep geldi: Kampanya modülüne yeni bir özellik (feature) eklemek istiyorlar. Burada otomatik refleks "olur" ya da "olmaz" demek değil, iki soruyu net biçimde sormaktır:
Bu iki soru, talebi soyut bir aciliyetten çıkarıp somut bir değer hesabına çevirir. Ama hesap burada bitmiyor. Çünkü kapasiteniz sınırlı. Yeni bir işi listeye almak, başka bir işi listeden çıkarmak anlamına gelir. Yani asıl soru şudur: Bunu listeye alırsam, hangi işi daha değersiz bularak çıkaracağım?
Bu soruyu kendinize sormadan paydaşlarla konuşmaya başlarsanız, masaya hep "bir tane daha ekleyelim" mantığıyla oturursunuz. Oysa ürün yönetimi, eklemek kadar çıkarmakla da ilgilidir.
İşte en sık karşılaşılan senaryo: "Ya bu çok acil, bunu yapalım, hemen araya alamaz mıyız, patrondan geldi talep." Bu noktada vereceğiniz cevap, kariyerinizin geri kalanında defalarca kullanacağınız bir cümle olabilir:
"Tamam, alalım. Benim to-do listimde şu işler var. Hangisini çıkarmamı istersin?"
Karşı taraftan büyük ihtimalle "hepsi öncelikli" cevabı gelir. Ama hayır, hepsi öncelikli değildir. Bir tanesinin çıkacağını net biçimde söylemeleri gerekir ki siz kaynağınıza (resource) göre yeniden planlama yapabilesiniz. Bu yaklaşımın güzelliği şudur: Talebi reddetmiyorsunuz. Yalnızca kararı, kararı verme yetkisi olan kişiye geri veriyorsunuz. Bu hem sizi koruyan hem de ekibi koruyan bir hamledir.
Burada ince bir nokta var. Ürün yönetimi ile geliştirme ekipleri zaman zaman çakışabilir; herkes işini en iyi şekilde yapmaya çalışırken sınırlar bulanıklaşabilir. Ama gerçek şu: Ekibi korumak ve süreci korumak görevi, biraz daha ürün ekibinin sorumluluğundadır.
Çünkü dışarıdan gelen baskıyı önce siz karşılarsınız. Geliştirme ekibinin odağını dağıtmamak, sprint'in ortasında yön değiştirmemek, paydaşlara "hayır" yerine "evet, ama şu pahasına" diyebilmek sizin masanızda olan bir iştir. Bu sorumluluğu üstlenmediğinizde, kaos doğrudan ekibe iner ve bu hem motivasyonu hem ürünün kalitesini zedeler.
Bu yaklaşımı günlük çalışmanıza taşımak istiyorsanız, üç şeyi sürekli canlı tutmanız işe yarar:
Bu üç alışkanlık, sizi "her şeye koşan" bir ürün yöneticisi olmaktan çıkarıp, ürünün gerçek savunucusu konumuna taşır.
Kampanya modülüne yeni bir özellik eklenmesi örneği aslında çok tanıdıktır. Talep CEO'dan gelir, "hemen yapalım" denir. Siz oturup hesap yaparsınız: Bu özellik şu kadar kullanıcıya dokunacak, şu kadar gelir potansiyeli var, ama listemde duran ödeme akışı (payment flow) iyileştirmesi terk oranını (drop-off) ciddi biçimde düşürecek. İkisini aynı sprint'e sığdıramazsınız. Bu noktada masaya gidip iki seçeneği yan yana koyduğunuzda, konuşma artık "acil mi, değil mi" değil; "hangi değer daha büyük" konuşmasına dönüşür. İşte ürün yöneticisinin asıl katkısı tam buradadır.
CEO'dan gelen talebe doğrudan "hayır" demek doğru mu?
Doğrudan hayır demek zorunda değilsiniz. Daha güçlü olan, mevcut listenizi göstererek "hangisini çıkaralım?" sorusunu sormaktır. Bu, kararı reddetmek değil, kararı görünür kılmaktır.
Her talep için iş etkisi (business impact) analizi yapmak zaman kaybı değil mi?
Detaylı bir analiz değil, hızlı bir değerlendirme yeterlidir: Ne kazanırım, ne kaybederim, neyin yerine geçer. Bu üç soru birkaç dakikada cevaplanabilir ve sizi haftalarca sürecek yanlış işten kurtarır.
Paydaş "hepsi öncelikli" diyorsa ne yapmalı?
Nazikçe ısrar edin. Çünkü kapasiteniz sınırlıdır ve bir tanesinin çıkması gerektiğini söylemeden planlama yapmanız mümkün değildir. Bu ısrar, sizi zor durumda bırakmaz; tam tersine profesyonel olarak konumlandırır.
Geliştirme ekibini bu süreçten nasıl korurum?
Dışarıdan gelen baskıyı önce sizin filtrelemeniz gerekir. Her talebi doğrudan ekibe taşırsanız, odak dağılır. Ürün ekibinin görevi, ekibe yalnızca üzerinde anlaşılmış işleri net biçimde iletmektir.
Acil talepleri yönetmek aslında zamanı yönetmekle ilgili değil, değeri yönetmekle ilgilidir. Ürününüzü tanıdığınız ölçüde, gelen her talebi bir tehdit değil, bir tercih olarak görmeye başlarsınız. Ve o tercihi paydaşlarla şeffaf biçimde paylaştığınızda, "patrondan geldi" cümlesi artık paniklemek için değil; birlikte karar vermek için bir başlangıç olur.
CEO’dan geldi, çok acil. Benim to do listimde bunlar var. Hangisini çıkarmamı istiyorsun? Hepsi öncelikli. Hayır, hepsi öncelikli değil.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus sodales leo id commodo ornare.